Bugüne kadar görsel dünya benim için tek karelik sessizliklerden ibaretti; şimdi o kareler hareket etti ve ilk kısa filmimle bir hikayeye dönüştü. “Bir Gün Daha”, uykusuz gecelerin ve “yapabilir miyim?” sorusuyla verilen dürüst bir kavganın sonucu. Büyük dramların ya da klişelerin peşinden koşmak yerine, en bildiğim şeyi; kendimi, çevremi ve bu neslin o isimsiz hislerini olabildiğince sıradan ve samimi bir an üzerinden anlatmak istedim.
16 Nisan’da sete çıktığımda, fotoğraftan sinemaya, bildiğim limandan açık denize geçtim. Mezuniyetin hemen öncesinde, fotoğrafta kendime verdiğim o vaadi –hissedilemeyeni hissettirme vaadini– artık akışın ve zamanın içinde gerçekleştirme çabasındayım. Hatalarıyla, eksikleriyle ve ilk kez denemenin getirdiği o ham heyecanla: “Bir Gün Daha”. İyi seyirler.